Hz. Yûnus (a.s.)

İbret Dolu Kıssaları İle

Hz. Yûnus (a.s.)

Prof. Dr. Hikmet ÖZDEMİR

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi

Mütevelli Heyet Başkanı

 

Bu sayıda sizlere çok değerli İslam tarihçimiz merhum M. Âsım KÖKSAL hocamızın “Peygamberler Tarihi” adlı eserinden Yunus Peygamber’in herkes için ibret dolu kıssasını nakletmek istiyorum. Müellifimiz pek çok kaynağa dayanarak nefis bir üslup içerisinde bu eşsiz eserini kaleme almıştır. Herhangi bir değişiklik ve ilave yapmayı saygısızlık telakki ettiğimden, Yunus Peygamber’in hayatını O’nun kaleminden aktarmak daha münasip olacaktır.

Hiç şüphe yok Yüce Allah (c.c.) Peygamberleri insanlara en güzel numune ve rehber olarak göndermiştir. Onların hayatlarında bizler için ibret alınacak çok sayıda örnekler vardır. Yunus (a.s.) ın hayatı da bu yönüyle tüm insanlık için ibret doludur. Hz. Allah (c.c.) önce Peygamberleri imtihana tabi tutmuş, sonra da insanları… Neticede her bir Peygamber görevini en mükemmel bir şekilde ifa ederek Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna gitmişlerdir. Şimdi bizlere düşen görev, bu Yüce Peygamberleri örnek alarak hayatımızı ona göre tanzim etmeye çalışmaktır.  Bu kıssada herkes için önemli dersler vardır: Kişinin Rabb’ına karşı ve topluma karşı görev ve sorumlulukları gibi… Halk içinde Hak’la birlikte olmak, insanlar arasında tebliğ görevini yürütmek, bir olaya kızıp ta görevi ihmal etmemek v.b. gibi. Bu konuyu okuyup özümsemek için herkesin gerekeni yapacağı inancıyla takdimdir.

YÛNUS (a.s.) ın NESEBİ VE YURDU

Yûnus b. Matta; Bünyamin b. Yâkub b. Ishâk, b. İbrahim (a.s.) oğulları soyundandı. Matta, Yûnus Aleyhiselâm’ın annesi idi. Peygamberlerden, Yûnus b. Matta ile İsâ b. Meryem (a.s.)lardan başka hiç biri, annesine nisbetle anılmamıştır. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de, O’nu; Zünûn (Balık sahibi) diyerek anar. Yûnus (a.s.); Musul’un Ninova şehri halkındandı.

YUNUS (a.s.) ın PEYGAMBER OLUŞU VE FAZÎLETLERİ

Yûnus (a.s.); İlâhî vahye mazhar olan, âlemlerin üstünde, yüksek meziyetler verilen Peygamberlerdendi. Yüce Allah; Yûnus (a.s.)ı, İlyas (a.s.)dan sonra, Peygamber olarak göndermişti. O zaman kendisi 30 yaşlarında idi. Yûnus (a.s.)ın kavmi putlara taparlardı. Yüce Allah, onları putlara tapmaktan, küfürden nehy ve bu husustaki küfürlerinden dolayı Allah’a tevbe etmelerini ve Allah’ın birliğine inanmalarını emretmek üzere göndermişti. Yûnus (a.s.); kavmini 33 yıl Allah’a iman ve ibadete davet ettiği halde, kendisine iki kişiden başka iman eden olmadı. İman edenlerden birisi ilim ve hikmet sahibi Rubil, diğeri de âbid ve zâhid Tenuh İdi. Ninova halkı Yûnus (a.s.) ı yalanladılar ve küfürlerinde direndiler.

Yûnus (a.s.): “Ey Rabb’im! Sen, beni, Kitabını inkâr ve Peygamberlerini tekzib eden bir kavme ne diye gönderdin?” dedi. Yüce Allah: “Ey Yûnus! Sen, benim, tevbe edeceklerin tevbelerini kabul edeceğimi, kıskanır gibisin! Yoksa, sen, benim kalbleri doğrultup tevbeleri kabul edeceğimi ve kalbleri saptırıp mühürleyeceğimi bilmiyor musun?” buyurdu.

Yûnus (a.s.); halkın, kâfirce tutum ve davranışlarına daha fazla dayanamayarak dağa çıkar. Orada kendisini ibâdete verirdi. Yûnus (a.s.), kavminin imana gelmesinden ümidini kesince, onlar aleyhinde dua etti. Kendisine: “Kullarım aleyhinde dua etmekte acele etme! Onların yanına dön de, kendilerini 40 gün 40 gece imâna davet et! Eğer davetini kabul ederlerse, ne âlâ! Aksi takdirde üzerlerine azap göndereceğim!” buyuruldu. Bunun üzerine Yûnus (a.s.), geri dönüp onları 37 gün 37 gece daha Allah’a iman ve ibadete davet etti ise de, kabul etmediler. Yûnus (a.s.) ayağa kalkıp onlara; “Eğer iman etmezseniz, 3 güne kadar muhakkak size azap gelecektir!” diyerek ihtar ve inzarda bulundu. “Bunun alâmeti de, renklerinizin değişmesidir!” dedi. Sabaha çıktıkları zaman benizlerinin rengi değişmişti. Birbirlerine; “Yûnus’un haber verdiği şey başınıza gelip çattı. Zâten biz onda hiç bir yalana rastlamadık ki! Bakınız; eğer O, geceyi aranızda geçirirse azapdan selâmet ve emniyettesiniz demektir. (Eğer içinizden çıkar gider de) aranızda gecelemezse iyi biliniz ki; azap sizi erkenden yakalayacaktır!” dediler.

40’ıncı gece gelip te, halkın benizlerinin değişmiş olduğunu görünce, Yûnus (a.s.) onlara, azabın gelip çattığına kanâat getirerek içlerinden çıkıp gitti. Ninova halkı, sabaha çıktıkları zaman, başlarının üzerinde simsiyah dumanlar çıkaran azap bulutunun kendilerini bürüdüğünü ve bütün şehri kaplayıp evlerin üzerlerini kararttığını gördüler. Helâk ve azapla karşılaştıklarını anladılar. Peygamberleri Yûnus (a.s.) ı aradılarsa da bulamadılar. Yüce Allah, onların  kalblerine tevbe etme ve Allah’a yönelme arzusu uyandırdı. Cebrâil (a.s.), Yûnus (a.s.)ın yanına varıp: “Ninova halkına git! Tevbe etmezlerse kendilerine azabın hazırlanmış olduğunu ihtar et!” dedi. Yûnus (a.s.); “Binecek bir hayvan bulayım da gideyim!” dedi. Cebrâil (a.s.); “Senin gitme işin, hayvan bulma işinden daha aceledir!” dedi. Yûnus (a.s.); “Bâri ayağıma giyecek bir ayakkabı bulayım da gideyim!” dedi. Cebrâil (a.s.); “Senin gitme işin, ayağına ayakkabı bulma işinden daha aceledir!” dedi. Bunun üzerine Yûnus (a.s.) kızdı, başka tarafa çekip gitti. Helâk olacaklarını anlayan Ninova halkı ilim adamlarının yaşlılarından sağ kalan bir zâtın yanına vardılar. O’na; “Biz, şu gördüğün azaba uğramış bulunuyoruz. Bundan kurtulmak için ne yapalım?” diye sordular. O zat; “Allah’a iman ve günahlarınızdan dolayı da tevbe ediniz! Ey dâima Diri olan! Ey kendi Zâtı ile kaim olan! Ey bütün varlıkları ayakta tutan! Ey hiç bir canlı bulunmadığı zaman Diri olan! Ey ölüleri dirilten Diri! Ey Senden başka İlâh bulunmayan Rabb’imiz!” diyerek münâcatta bulununuz!” dedi. Bunun üzerine kaba elbiseler giydiler, kadın erkek çoluk çocuk bütün şehir halkı hayvanları ile birlikte geniş ve yüksekçe bir tepeye çıktılar. İnsanlardan, hayvanlardan her ana ile yavrusunun arasını ayırdılar. Başlarına toz toprak saçtılar. Niyetlerini hâlis kıldılar. İmanlarını açıkladılar. Günahlarından dolayı Allah’a tevbe ettiler. Seslerini yükselterek Allah’a yalvarmağa başladılar. “Yûnus’un Allah’tan getirdiklerine iman ettik!” dediler. İnsanların ve hayvanların sesleri, iniltileri birbirine karıştı. Erkek kadın oğlan kız hepsi ağlaştılar. 40 gece Allah’a yalvardılar. Aralarındaki her türlü haksızlıklara son verdiler. O derecede ki, onlardan herhangi biri, başkasına âit bir taşı binasının temeline koymuşsa, onu bile yerinden söküp sahibine iade etti. Nihayet Yüce Allah, onlara acıyıp, dualarını ve tevbelerini kabul etti. Üzerlerine çöken azabı kaldırdı.

Yûnus (a.s.), kavminin içinden çıkıp gittikten sonra, onların azaba uğramaları, helak olmaları haberini bekliyordu. Karşılaştığı bir adama: “Kariyeliler, ne yapıyor?” diye sordu. Adam: “Peygamberleri içlerinden çıkıp gittikten sonra, (onun başlarına gelecek azab hakkındaki sözünün doğruluğuna kanâat getirerek) kariyelerinden yüksek bir yere çıktılar. Her anayı, çocuğundan ayırdılar. Yüksek sesle Allah’a yalvarıp yakardılar, günahlarından tevbe ettiler. Tevbeleri kabul olunup azapları geri bırakıldı” dedi. Yûnus (a.s.); “Vallahi, ben, hiçbir zaman onların yanına, bir yalancı durumuna düşmüş olarak dönmem! Ben, kavmime va’d ettiğim şeye muhalefet etmiş bir durumda iken, onlar beni bir yalancı olarak bulmuşlarken, onların yanına nasıl dönerim? Ben, onlara filan gün azaba uğrayacaklarını haber vermiştim!” diyerek kızgın bir halde çekip gitti. Bir gemiye bindi. Kendisinden ücret almadılar. Yûnus (a.s.), gemiye binince gemi sağa sola yalpa yapıyor, fakat ne ileriye ne de geriye gidebiliyordu. Gemi halkı, şiddetli bir fırtınaya tutulmuşlardı. “Bu, sizden birinizin günahı yüzündendir! Her halde, gemide efendisinden kaçmış bir köle var! Gemide kaçak köle olunca gemi yürümez!” dediler. Yûnus (a.s.), anlamıştı ki günah sahibi kendisidir. “Geminize ne oluyor da yürümüyor?” diye sordu. “Bilmiyoruz!” dediler. Yûnus (a.s.); “Fakat ben biliyorum ki, onun içinde Rabb’inden kaçan bir kul vardır! Vallahi siz onu denize atmadıkça gemi hareket edemez! Bu benim kusurum yüzündendir. Siz beni denize atınız!” dedi. Yûnus (a.s.)ı, denize atmaktan kaçındılar ve: “Vallahi! Ey Allah’ın Peygamberi, biz seni denize atmayız!” dediler. Yûnus (a.s.); “Öyle ise kura çekiniz! Kurada ismi çıkanı denize atınız!” dedi. Bunun üzerine aralarında kura çektiler. Kura, Yûnus (a.s.)a çıktı. Yûnus (a.s.): “Ben size bu işin muhakkak benim kusurumdan ileri geldiğini haber vermiştim!” dedi. Fakat O’nu yine denize atmaktan kaçındılar. İkinci kez kura çektiler. Kura yine Yûnus (a.s.)a çıktı. Yûnus (a.s.); “Ben size bu işin muhakkak benim günahımdan ileri geldiğini haber vermiştim!” dedi. Fakat yine O’nu denize atmaktan kaçınarak üçüncü kez kuraya başvurdular. Kura yine Yûnus (a.s.)a çıktı. Yûnus (a.s.) bunu görünce geceleyin hemen kendisini denize attı.

Yüce Allah; Yûnus (a.s.)ı, balığın karnında hapsetmek istediği zaman, balığa; O’nu tutup yutmasını, fakat O’nun etini yaralamamasını, kemiklerini kırmamasını ilham etmişti. Balık, geminin yanına gelip kuyruğunu sallamaya başladı. Ona; “Ey balık! Biz, sana Yûnus’u bir rızık yapmadık! Senin karnını (ancak) O’na bir koruma ve secde yeri kıldık!” diye seslenildi Balık; Yûnus (a.s.)ı, yutup denizin dibindeki meskenine kadar indirdi. Denizin dibine ulaştığı zaman, Yûnus (a.s.) bir ses duydu. Kendi kendine; “Nedir bu ses acaba?” dedi. Yüce Allah, O’na; “Bu deniz hayvanlarının tesbihlerinin sesidir!” diye vahyetti. Bunun üzerine Yûnus (a.s.) da balığın karnında karanlıklar içinde; “Lâ ilahe illâ ente sübhâneke innî küntü minez-zâlimîn”  (Senden başka hiç bir İlâh yoktur! Seni tenzih ederim. Gerçekten ben haksızlık edenlerden oldum!) diyerek tesbih ve niyâza koyuldu. Melekler, Yûnus (a.s.)ın tesbihini işittikleri zaman; “Ey Rabbimiz! Biz uzak bir yerden zayıf bir ses işitiyoruz!” dediler. Yüce Allah; “Siz bu sesin sahibini tanımadınız mı?” diye sordu. Melekler; “Yâ Rab! Kim o?” dediler. Yüce Allah; “Bu, kabul olunan amel ve duâları yükseltilen kulum Yûnus’un sesidir. Bana âsi oldu da kendisini denizin içinde balığın karnında hapsettim!” buyurdu. Melekler; “Her gün, her gece kendisinin sâlih amelleri sana yükseltilmekte olan sâlih kul o değil mi?” dediler. Yüce Allah; “Evet!” buyurdu. Bunun üzerine melekler onun için şefâatta bulundular. Yûnus (a.s.), balığın karnında kendisinin öldüğünü zannetmişti. Ayaklarını kımıldattı. Ayakları kımıldayınca ölmediğini anladı ve hemen (imâ ile) secde etti ve; “Yâ Rab! Hiç kimsenin secde etmediği yeri ben Senin için mescid edindim!” dedi.

Rivayetlere göre Yûnus (a.s.), balığın karnında 3 gün, 7 gün, ya da 40 gün kalmıştır. Balık, Yûnus (a.s.)ı Übülle’ye, Übülle’den sonra Dicle’ye, Dicle’den sonra da, Ninova’ya kadar karnında götürüp kendisini (hasta bir halde) deniz sahiline bıraktı. Yûnus (a.s.)ın vücudunun kasları ve kemikleri gevşemişti. Kendisi yeni doğmuş bir çocuk gibi hareketsizdi. Bununla beraber vücûdunda hiçbir eksiklik yoktu. Yüce Allah, açık bir yerde yatan Yûnus (a.s.)ın üzerini (yerden bir kabak bitirip onun geniş yaprakları ile) gölgeledi ve kendisine güç kuvvet gelinceye kadar da ondan süt damlattı. Yûnus (a.s.), bir gün kabak bitkisinin yanına döndüğü zaman onu kurumuş bulunca üzülmüş ve ağlamıştı. “Sen, bir bitki hakkında üzüldün ve ağladın da; yüzbin kişiden ziyâde olan Ninova halkının toptan helaklerini istemiştin ve hiç üzülmemiştin!” denilerek kınandı. Yüce Allah; Yûnus (a.s.) için yabanî bir dağ keçisi de hazırlamıştı. Keçi, sabah akşam gelir; O’na süt içirirdi. Yûnus (a.s.), iyileşinceye kadar keçi böyle yapmağa devam etti. Yüce Allah, bundan sonra, Yûnus (a.s.)a kavminin yanına gidip tevbelerini Allah’ın kabul ettiğini, kendilerine haber vermesini emretti.

Yûnus (a.s.), oradan ayrılıp kavmiyle buluşmaya gitti. Koyun sürüsü güden bir çobana rastladı. O’na; “Ey delikanlı! Sen, neredensin?” diye sordu. Çoban; “Ben, Yûnus kavmindenim!” dedi. Yûnus (a.s.), ondan Yûnus kavmini ve onların hallerini sordu. Çoban, onların iyi bir halde olduklarını ve Peygamberlerinin, kendilerinin yanına dönmesini umduklarını haber verdi. Yûnus (a.s.), çobana; “Onların yanına döndüğün zaman: Ben, Yûnus’la buluştum! diye haber ver.” dedi. Çoban; “Sen Yûnus isen (sen de bilirsin ki benim için delil ve şâhid olmadıkça) ben öldürülürüm! Bana kim şâhidlik edecek? Şâhid olmadıkça ben bunu yapamam!” dedi. Yûnus (a.s.) çobana, davarları içinden dişi bir keçinin ismini anarak: “İşte bu senin Yûnus’la buluşmuş olduğuna şâhidlik eder!” dedi. Çoban; “Ne dedin?” dedi. Yûnus (a.s.); “Şu içinde bulunduğun yer sana şâhidlik eder!” dedi. Çoban; “Ne dedin?” dedi. Yûnus (a.s.); “Şu ağaç ta sana şâhidlik eder!” dedi. Çoban; “Öyle ise bana şâhidlik yapmaları için onlara emir ver!” dedi. Yûnus (a.s.); “Şu delikanlı, size geldiği zaman ona şâhidlik yapınız!” dedi. Hepsi birden dile gelerek; “Olur!” dediler. Bunun üzerine çoban, kavminin yanına dönüp Yûnus (a.s.)la buluştuğunu haber verince onlar çobanı yalanladılar ve kendisine kötülük yapmaya kalkıştılar. Çoban; “Ben sabaha çıkıncaya kadar bana bir şey yapmakta acele etmeyiniz!” dedi.

Çoban sonra kralın yanına vardı; “Ben Yûnus’la buluştum. Kendisi, size selam söylüyor!” dedi. Kral, çobana; “Sen, yalan söylüyorsun!” dedi ve onun öldürülmesini emretti. Çoban; “Benim şahidim var! Benimle birisini gönder de şahidim bana şehâdet etsin!” dedi. Çoban, ertesi günü sabahleyin onları Yûnus (a.s.)la buluşmuş olduğu yere kadar götürüp o yere şahitlik yaptırdı. Yer, onlara çobanın Yûnus (a.s.)la buluştuğunu haber verdi. Ayrıca çoban keçiye sordu. O da çobanın, Yûnus (a.s.)la buluştuğunu onlara haber verdi. Ağacı da söylettiler. O da, çobanın Yûnus (a.s.)la buluştuğunu onlara haber verdi. Şahitliğe  giden kişi  korkmuş bir halde geri döndü ve krala; “Bunun, Yûnus’la buluştuğuna yer de, keçi de, ağaç ta şâhidlik etti” dedi. Bunun üzerine, kral; “Sen, bu makama benden daha lâyıksın” diyerek elinden tutup çobanı yanına oturttu. Yûnus (a.s.)ın kavmi de Yûnus (a.s.)ı aramaya gittiler. Yûnus (a.s.), buluşma yerinde gizlenmişti. O’nu orada buldular ve çok sevindiler. Ellerini, ayaklarını öptüler, alıp şehre götürdüler. O’na iman ettiler.

Yûnus (a.s.); ailesi ve çocuklarının yanında 40 gece kaldıktan sonra, kralla birlikte seyahate çıktı. Kendi yurtlarının  dışında,  ömürlerinin  sonuna  kadar,  Yüce  Allah’a  ibâdetle  meşgul oldular.

KUR’ÂN-I KERİM’DE YÛNUS (a.s.)

“(Ey Resulüm!) O balık sahibini de (hatırla!). Hani, O öfkelenmiş olarak gitmişti de, bizim kendisini hiçbir zaman sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken O, karanlıklar içinde (kalıp): ‘Senden başka hiç bir İlâh yoktur! Seni, tenzih ederim. Gerçekten ben, haksızlık edenlerden oldum!’ diyerek (Allah’a) niyaz etmişti. Bunun üzerine biz de O’nu(n duasını) kabul ettik. Kendisini gamdan selâmete erdirdik. İşte biz, iman edenleri böyle kurtarırız.”

“Hani O, dolu bir gemiye kaçmıştı. Derken, kura çekmiş(ler)di de, mağlublardan olmuştu. Kınanmış bir halde iken, kendisini  hemen balık yutmuştu. Eğer, çok tesbih edenlerden olmasaydı, her halde (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar onun karnında kalıp gitmişti! İşte biz, O’nu hasta olarak açık bir yere (çıkarıp) bıraktık. Üzerine bacağı olmayan cinsten (gölgelik) bir nebat bitirdik. O’nu, yüzbine Peygamber gönderdik. Hattâ, daha artııyorlardı da. Nihayet O’na iman ettiler de kendilerini bir zamana kadar geçindirdik.”

“(Ey Resulüm!) Sen, (şimdilik) Rabb’inin hükmünü (bekleyerek) sabret! O balık sahibi gibi olma! Hatırla ki: O, gamla dolu olarak (Rabb’ine) dua etmişti. Eğer, Rabb’inden O’na bir nimet erişmiş olmasaydı mutlaka (çıkarıldığı) o çırılçıplak yere kınanmış bir halde atılacaktı! (Bunun ardından) Rabb’i, onu seçti de kendisini sâlihlerden yaptı.”

PEYGAMBERİMİZ (s.a.v.) in BİR HADİS-İ ŞERÎFİ

Peygamberimiz Muhammed (a.s.), Mekke ile Medine arasında giderken, bir tepeye gelip kavuştukları zaman; “Bu hangi tepedir?” diye sormuştu. “Herşa veya Left tepesidir!” dediler. “Yuları, hurma lifinden olan kızıl bir devenin üzerinde, sırtında yünden bir aba bulunduğu halde Yûnus’un, buradan; Lebbeyk!  Allâhümme  lebbeyk!  diye  telbiye  ederek geçtiğini, görür gibiyim!” buyurdu.

Hayatını bugünkü Musul şehrinin yanında (eski Ninova antik kentinde) geçiren Yûnus (a.s.) ın kabri Kudüs’te olup; hâlen ziyarete açıktır.

Gerçek mümin bütün Peygamberlerin hayatlarında geçen kıssalardan kendisine ibret alan ve bunları hayatında uygulamaya çalışan kimsedir. Cenâb-ı Hak (c.c.), muinimiz olsun.

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKLAR

Yazan | 2017-12-25T10:10:04+00:00 Ocak 22nd, 2013|Makaleler|Yorum yok